a2 inönü


a2 maçıyla İnönü'de açılışı yapmış olduk... Ramazan, maçın saati derken tribün boştu.. Kapalı alt güneş altında yanarken üsttede zaman ilerledikçe gölgeli kısımlar üste doğru azalmaya başladı. Maçın saati izlemeyi bile zorlu hale getirirken yaz ayında o saatte maç oynatmak akıllara zarar bir iş... Akşam oynanmamasının nedeni elektrik tasarffuydu heralde... (!) Yoksa sporcu sağlığı göz önünde tutularak süper lig maçlarının geç saatte oynandığı düşünülürse, yetkililerin a2 maçlarında genç sporcuların sağlığını gözardı ettiklerini düşünmek büyük bir yanılgıya sebep olacaktır. (!) Maça güzel başladık kısa zamanda 2-0 öne geçtik sonrasında uydurma bir penaltı ve üzerine kaleci hatası geldi.. Başta farka gidiyoruz derken mağlup olduk.

Maçtan öte bizlerle onlar arasındaki farklar daha o yaşlarda belirgin bir şekilde karşımıza çıktığının ispatını yaşamış olduk. Bizimkilerin gollerden sonraki sevinci olsun maçtaki hırsları görüp izlemekle olur ancak... gsnin 2 numaralısının maçtan sonra yaptığı çirkeflik staddan geç çıkmalarına neden oldu. o cıvık hareketi insana o formayı giyen anormalleşiyor dedirtti.







gençler maçına dair asid anlatısı

saat 4'tü sanırım, uyumak için zorladığım, zoraki uyandığım. evden çıkış, şehre iniş, stada gidiş... elimde bir poşet, içerisinde atkıdır formadır (hava gündüz çok sıcak) ve 3 şişe su, ve bir ekmek arası yiyecek.
havaş servislerinin önüne oturup ezan saatini beklemek zordu. 15 dakika geçmezmiş arkadaş... sonra bir cigara, sıraya gir, içeri gir, şöyle böyle derken maç başlar. iki elemanımız, bunlar zengin insanlar, son dakika uçağına binmişlermiş, ben içeri girerken havaalanından şehre geliyorlarmışmış.
tribüne girerken kendime tarifi kolay ve tad alınacak bir yer seçtim. antipati ve çarşının tam ortası. hatta bakın nasıl tarif etmişim:
"tribünün tam ortasının en üstüne bak. Laxon tabelalarını say. 4.nün altındayım. sağ tarafta tribünü bölen tellerin solundayım"
ancak bizim iki kafadar tribüne girmelerine rağmen bir türlü bu anlatımı çözemezler. birkaç mesaj ve atkı kaldırma derken (atkı kaldırma kısmı kritik zira yaklaşık 5 dakika havada tuttum) buldular. neyse, takımdan sonra biz de maça başladık.
bir ara kavga çıktı sağımızda. ankara - istanbul tayfa arasında sandık ama sonradan bakınca bizim ankara sandığımız güruhun içerisinde gayet tanıdık simalar vardı. ve ne kadar ilginçtir ki, bir şekilde, neden bilmem, iki grup aralarında inatlaşıp maçın da tribünün de içine ettiler... umudum götlerinin göğe ermiş olmasıdır... beşiktaş değil, kendilerini sevenler ve sevdirenlerden zerre haz etmeyişimin mantığı da budur.
sahadaki takım ilginçti. eksik kadro ve rakipler yepyeni ve kendi taraftarlarını çılgına çeviren transferler yapmışken bizim halen yerimizde sekiyor oluşumuz üzücü. uğur inceman transfer gerektiği sürekli söylenen mevkiyi dolduramıyor. nihat sol açık oyuncusu değil.
eksikler var...
uzatmayacağım, daha çok anlayan birileri yazar zaten... hem yorgunum ki ben...
sonra maç bitti işte, kimlik kişisinin yoğun ısrarıyla en yakın burger king'e gidildi. karınlar doyuruldu. sonra bagajı açık arabayla aşti'ye gidildi. sefa pezevengi vatandaşlar 40 liralık 2 bileti beğenmeyip nilüferin televizyonlu ve wireless'lı arabasına (yanlarında bilgisayar da yok ayrıca) 60 lira toplamda para bayıldılar ve yola düştüler.
çok yoruldum, boğazım kurudu, ve sonuç kötüydü...
ankarayı sevmiyorum!

seni unutmak...

uzundur, yazacak birşeyler bulamıyorum. ve şimdi farkediyorum, yazmak için, elif şafak'ın tabiriyle "satırlara kan dökmek" için, biraz yaralı olmam lazım, canımın acıması lazım. yoksa olmuyor! ve küçük yaşta çok derin ve çok ince yazabilirken artık yazamıyor oluşumun sebebi de bu olabilir: kanım azaldı...
şu bloga girerken ne yazacağımı bilmeden girdim. kullanıcı adı şifre kısmındaki şey dikkatimi çekti:
"beni hatırla"
onu unutmayın
bugün cenazesinde kaptan'ın, vedat abimizin, evladı söylemiş hani, "onu unutmayın!"
unutmak için uğraşıyorum nicedir. sabah gözümü açınca telefona gelen "vedat okyar'ı kaybettik" içerikli mesajı hemen silmem gibi. televizyonlarda vedat abiyle ilgili haber çıkınca değiştirmem gibi. gazeteleri okumamam gibi. sanki hiç olmadı, sanki hiç olmayacak gibi. üzmek istemez ki vedat abi...
çok şey istedi gerçi, bir çok şey... hangisi oldu hangisi olamadı, muhakemesini ancak kendisi bilir. her insan evladı gibi, doğdu, büyüdü, öldü.
buraya da beşiktaş ile alakalı olduğu için değil, insanlık, adamlık tabirleri ile ilgili olduğu için sırf, hakkında bir iki satır girilsin dedim.
kendisiyle tanışmadım, ama kendisini tanıdım.
son birkaç ayımda kaçtığım şeylerin bir kısmı onun hakkındaydı, o ve hastalığı. yüzleşmekten korktuğum için sanırım, köşe bucak saklandım. geçmiş olsun demedim rahatsızlığını ilk öğrendiğimde, hemen unutmak için çabaladım. sonra daha da kötüleştiği haberleri gelince dua ettim. daha kötü haberler gelmeye başlayınca da, "kurtul ne olur..."
bazen, hani ölümü düşündüğümde, "kolay ve aşikar ölümler nasip olur inşallah" derim kendi kendime. kolay olması kendim için, aşikar olması geride kalanlar içindir. kolay ölmedi gibime geliyor vedat kaptan. o yüzden kaçtım hep son zamanlardaki haberlerden, duyumlardan. canının acımasına tahammülüm yoktu...
bu gece, hani omurgam belki biraz bükülmeye dayanır diye, kamburumdaki nasır hafiflemişken hazır, adıyla ilgili son günlerde kaçtığım o haberlere bakayım dedim. fotoğrafı var bir tane, siyah t-shirt'lü, üzerinde "kupa bizim şampiyonluk bizim" yazan. o resmi gördüğüm an koptu zaten film.
ikiye ayırıyorum şimdi yangında ilk unutulacakları ve hatırlanması gereken şeyleri: hasta vedat abi, canı acıyan vedat abi ilki; delikanlı ve babacan, her an kızacakmış gibi şirin bakan vedat abi ikincisi. ilkini unutmak için çabalıyorum işte.
diğerini mi?
seni unutmak mümkün mü kaptan?...

3hürel'in söylediğini biz değiştirelim:

nice dertler çektik gün gelip kurtulduk
nice güzel gördük sonunda unuttuk
bir sızı var ki bağrımda yerleşip kalan

yine dökse eylül rüzgarı yaprakları
gelince bahar kuru dallar şenlenir
ama bu gönüllerde bitmez hiç hazan

bir çölün ortasında dudakları çatlamış
bir ıssız sokakta yolunu kaybetmiş
kadehlerde eriyip yokolmuşa benzer

seni unutmak yok mu seni unutmak
ne de zormuş, kaptan, seni bırakmak

sonra da erdem abiden alalım:

CANIM BENİM...

HİÇ UNUTMAM ONUNLA İLK KONUŞMAMI...
BEŞİKTAŞ TV NİN DOLMABAHÇE GÜNLERİYDİ...
TELEVİZYONA BAŞLAYALI ÇOK KISA BİR ZAMAN OLMUŞTU Kİ O GECE BÜYÜK KAPTANIN GELECEĞİNİ DUYDUM İNÖNÜ STADYUMUNDAKİ STÜDYOMUZA..
ÇIKIŞI ERTELEDİM BABA YI BEKLEDİM...

PROGRAMLARININ BAŞLAYACAĞI SAATE YAKIN YOLU KESTİP GÖZLEMEYE BAŞLADIM...

ÖNCE İLKER ATEŞ SÜZÜLDÜ KORİDORDAN İKİ ELİ CEPTE OMUZLAR DİK MAĞRUR....
İHTİYAR DELİKANLI İYİCE YAKLAŞINCA
ABİ HOŞGELDİN..ÇAY VEYA KAHVE İKRAM EDİYİM DEDİM
Bİ SİGARA DA VERİRSEN KAHVENİ İÇERİM ERDEM DEDİ.
LAFIMI OLUR ABİ...MEĞER SİGARA YASAKMIŞ ONA...

YAKLAŞIK BEŞ DAKİKA SONRA SANLI KAPTAN GÖRÜNDÜ..
SEMPATİNİN SEMBOLÜ YAVAŞ ADIMLARLA SÜZÜLÜYORDU...
KAPTANIM HOŞGELDİN...
ÇAY VEYA KAHVE İKRAM EDELİM DEDİM.
BİRAZ DÜŞÜNDÜ...
SONRA GÜLEREK.HADİ VER İÇELİM Bİ ÇAYINI DEDİ.
ELİMLE KOYDUM ÇAYINI

STÜDYONUN GİRŞİNDEKİ YERİMİ ALIP,ONU BEKLEMEYA BAŞLADIM.
İLK KEZ BİR DİALOG YAŞIŞAKTIM GÜZEL İNSANLA.
HEP YAZILARINI OKUDUĞUM.TV DE DİNLERKEN MEST OLDUĞUM MUHABBET ADAMI OLDUĞUNU BİLDİĞİM
KEŞKE BİR AKŞAM RAKI SOFRASINDA ONUNLA OTURSAM DEDİĞİM ADAM ÇOK GEÇMEDEN KARANLIĞIN UCUNDA GÖRÜNDÜ
BEMBEYAZ SAKALI AÇIK YAKA MAVİ KAZAĞI KOLYESİ,FİYAKASI,KARİZMASI...
APTAL APTAL BAKAKALDIM YÜZÜNE
BABA YÜZÜME BAKIP GÜLÜNCE ANCA TOPARLADIM.
VEDAT ABİ DEDİM
TÜM SAMİMİYETİ İLE
"CANIM BENİM" DEDİ
"ABİCİM İLKER ATEŞ'E KAHVE SANLI KAPTANA ÇAY SÖYLEDİM SANADA Bİ ÇAY VEYA KAHVE GETİREYİM" DEDİM.
BABA JET CEVAPLA,
"BEN ÖYLE ŞEYLER İÇMEM" GÜZEL İNSAN DEDİ...

ÖNCE AFFALADIM AMA SONRA ANLADIM
ALEMİN İKİ BÜYÜĞÜNDEN BİRİNİ (70 LİK RAKI) OZAMANKİ MÜDÜRÜMÜZ CEMAL ALKANIN DOLABINDAN ÇIKARDIM VEDAT ABİ NİN ÖNÜNE BIRAKTIM.
TAMAM DEDİ
ŞİMDİ SABAHA KADAR PROGRAM YAPABİLİRİZ....

MEĞER ÇOK SEVERMİŞ MUHABBETİ
SEVERMİŞTE SEVMESİNE KONUŞULMASINIDA PEK SEVMEDİĞİNİ DAHA SONRALARINI ÖĞRENDİM.
2006 YILININ SON BAHARINDA SPOR CAMİASININ BİRARAYA GELDİĞİ ÖĞLE YEMEĞİ İDİ...
MASADAKİLER BİR YANDAN YEMEK YİĞİYOR BİR YANDAN TATİL ANILARINI KONUŞUYORDU
VEDAT ABİYİ ÇOK AÇMAMIŞTI MUHABBET SESİZ TAKILIYORDU.
CAMİANIN HATIRI SAYILIR İSİMLERİNDEN FENERBAHÇELİLİĞİ İLE BİLİNEN BİRİ BİRANDA DÜRTTÜ BABAYI
VEDAT ÇOK SESSİZSİN HAYROLA ALKOLÜMÜ BIRAKTIN DEDİ.
MASADAKİLER TAM GÜLMEYE HAZIRLANIRKEN
YAPIŞTIRDI CECABI...
"CANIM.BENİM BİR AKŞAMDA İÇTİĞİMLE SEN ÜÇGÜN DUŞ ALIRSIN.SEN YEMEĞİNİ YEEE"DEDİ....
MASA BUZ KESTİ
BENSE BOYNUNA SARILIP ÖPMEMEK İÇİN ZOR TUTTUM KENDİMİ...

BUGÜN ÖĞLE NAMAZINA MÜTAKİP MUHABBETİ BİTİRDİK TEŞFİKEYE'DE
SONRA ANISINA BİR PROGRAM YAPMAK GELDİ AKLIMA BEŞİKTAŞ TV DE
SONRA YAPICAK STÜDYO BULUMADIM.
BENDE NEVALİYİ ALIP EVE GELDİM BURDA BİRAZ ANLATMAK İSTEDİM...
ŞİMDİ SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİM

BUGÜN DOSTU KAYBETTİK GÖNLÜM AĞAR YARALI

HERŞEY ÇOK BOKTAN GELİYO..
CİLA YAPIP YATICAM.

ERDEM ULUS

İznikte, Yalovada, Adalarda gördüğümsün....

ÜZERİMDEN EKSİLMESİN BAYRAĞIMIN GÖLGESİ!






































tekzip, tek tip, tertip

önce biraz alıntılama yapalım:
".........
avrupa maçlarında salonumuza gelip şirinlik muskalığı yapan federasyon, izmirdeki maça izmir bölgesinden hakemleri inatla atamak suretiyle ne yapmaya çalışıyor? yönetici sıfatının altında HENTBOL şubesi yazan Bülen Deriş neredesin? ArmaAşkına sekiz aydır para almadan oynayan Kartallarımız’ın, sonuna kadar hakettikleri alın terlerinin karşılığını ne zaman ödemeyi düşünüyorlar?
............."

"...........
senin futbol şubesiyle alakan yok! sen evvela hentbolun başında dur, ondan sonra inönüye girmeye yüzün olsun!
ve bülent efendi, sana laflar hazırladım, haberin olsun! o koşa koşa geldiğin inönüde bir maçta bülent deriş istifa yazan pankartı burnunun direğine iple asmazsam eğer, son satırım olsun bu!
.........."

demişiz biz;
sonra yorumlar gelmiş bu laflara:

"................
sayın deriş in hentbol ve diğer branşlar için yapmış olduğu çalışmalar apaçak ortadadır..küçük ve cüzi bütçeler ile yakalanmış olan hentbol da iki şampiyonluk ve volaybol erkekler in 1.lig e çıkması bunların apaçak örneğidir..
mali durum bütün klublar de ki gibi bizim klubumüzde de vardır..ama asıl olan beşilktaşımızın başarısıdır
..............."
"..............
arkadaşlar öncelikle yapmış olduğunuz yorumları dikkatle okumaktayım yalnız kulaktan dolma laflar la hareket etmek oldukça kolay..sayın DERİŞ in bu klubün en eski yöneticisi olduğunu ve amatör branşlarla ilgili yapmış olduğu çalışmalar bu sene voleybol erkekler de ve hentbol de alınan şampiyonluklarla belgelenmiş tir..hepimiz bilmekteyiz ki para ve pulla şampiyon olmak gayet kolaydır..önemli olan bu zor şartlarda bile sadece BEŞİKTAŞ aşkıyla alınan başarılar diğer klublere örnek olmakta ve onları çıldırtmaktayız..günümüzün bu ekonomik kriz sürecinde bir klubin sadece özkaynak ları ile başarı yakalaması takdir e şayan bir durumdur..bize düşen görev sadece yönetileri suçlamak değil biraz da dışarıda muhalefet yapıp sadece laf kalabalığı yapan beşiktaşlı görünen ama klubümüze hiçbir maddi desteği olmayan işadamlarına gerekli cevaplar verilmesidir..Şunu untmayalım ki rakiplerimiz klubler değil dev müesselerdir..ARKAS..ZİRAAT-HALKBANK-ACIBADEM V.S .VS. yönetimi suçlamak kolay pekİ.NERDE BEŞİKTAŞLI İŞADAMLARI..NERELERDE…
.............."

şimdi yeni şeyler söylemek lazım. ne kadar söz varsa düne ait, onları biraz derlemek lazım...
başlayalım?
ama bu defa, gözünüzü kupaların altınının parlattığı ve kör ettiği gözünüzü dört açın! alayınız gelse doğru bildiğimizden vazgeçiremez bizi...

biz yukardaki yazıları yazarken hakikaten de ne kadar da acımasızmışız? hani herkesten özür dilerim, bu yazı şampiyon olmadan önce yazılmıştı. kulağım öyle dolmuş öyle dolmuş ki, kalemimi kırmışım ayan beyan...
sevgideğer ve şampiyonluktan sonra biricik hayranı olduğum sn deriş'in bu takımı şampiyon yapabileceğini bile farketmemişim. bütün emek deriştedir. hentbolcuları çok güzel idare etmiş, onları mükemmel oynatmıştır. voleybol ve hentbol takımlarının başarısının tek mimarı sn deriştir.

nasıl? oldu mu şimdi? beğendiniz mi? kendi astarınıza uyduk mu böyle yapınca?
biz de mi basın yayın organları gibi olalım yani? şampiyonluklara göre mi tartalım? takım şampiyon olunca geçirdiği, yalnız başına geçirdiği vakitleri mi unutalım? ye kürküm ye... ne ala lan memleket?
voleybol takımı, en eski yöneticimiz varken neden yıllarca 1. lige çıkamadı? koskoca dediğiniz, düşük bütçelerle harika yönetiliyor dediğiniz kulübün takımı niye yıllarca 1. lige çıkamadı? şimdi 2. lig şampiyonu olunca mı alkışlamak ve hatırlamak geldi akıllara?
hentbol takımı oyuncuları aylarca maaş alamadılar. hatırlıyorsunuz değil mi geçen seneki, 2008-2009 senesindeki basketbol takımımızı? akıbeti ne olmuştu? ama hentbolcularımız "biz bu formalar altında akıtılan her damla ter için ölürüz" lafına en güzel karşılığı verdiler. aylarca maaşları ödenmediği halde delikanlı gibi çıktılar oynadılar. şampiyon olunca minyon dolarlar değil, kol saatleriyle ödüllendirildiler. şaka mı bu?
çıkıp deniyor ki ama bütçeymiş, ama paraymış. yiyemeyeceğin bir şeyin altına yatmazsın derler, bildiniz mi ne olduğunu? sene başından belli değil miydi veya durduk yere fazladan para mı istedi o adamlar? hayır! bi sebebten ötürü paraları ödenmedi. yani lafın kısası: direk sorumsuzluk.
bana birileri çıkıp da doğru transferlerden, başarılı yöneticilikten bahsetmesin! belli savunduğunuz tezlerden hentbolcularımızın yüzlerini dahi görmediğiniz bilmediğiniz. seba salonunda bir sene boyunca dönen bir yönetim rezaleti, ve beşiktaş sevgisi vardı. hentbolcularımızın hakkı hep yendi, hep üvey evlat muamelesi gördüler. şimdi alınlarının hakkıyla şampiyonluk kazanınca, bunu sn deriş'in başarısı gibi görmem, göstermem, görene de tek laf ederim: "açın gözlerinizi bakmayın şaşı, alayınız gelse yıkamaz şanlı beşiktaş'ı"
ey ahali, algıda seçicilik midir nedir bunun adı bilemem ama, kimse tutup bana bülent deriş şampiyon yaptı demesin! bülent deriş kılını kıpırdatmadı. kulaktan dolma bilgilerle birilerini yağlamak kolaydır. delikanlılık yalayıp yutmakta değil, hata olduğu zaman bunu söylemektedir.
doğru icraatını görelim sn deriş'in, dile getirelim, yorumlarla renklendirelim. ama hakedişleri, maaşları ödemeyen, şampiyon olan takım sahada, yöneticileri tribündeyken bunu haykıran taraftara "kim söyletiyor bunları size" diye çıkışan anlayışın gözüne sokarız yapamadıkları icraatları, takip edemedikleri takımlarını.

özkaynak lafı edilmiş bir de. aynı yönetim değil mi "özkaynak geleceğimizdir geleneğimizdir" pankartını indiren? bir de acaba hangi özkaynaktan bahsediliyor?

bir de, kanıma dokunur hep, şu beşiktaşlı zenginler nerde, beşiktaşlı patronlar nerde, hep yönetimdeki zenginler mi vs gibi laflar. eşeğin bi taraflarıyla muhattap edesim gelir böyle söz üretenleri. efendiler; şunu bi anlayın artık: beşiktaş dilenci değildir! beşiktaşı bağışa muhtaç ve para yönetiminde acizmiş gibi gösterip salya sümük akıtarak kaldırımlarda dolaşmaktan vazgeçin!

yumulmuş gözler, şampiyonluğa endekslenmiş sevgiler, akılda fikirde futbol bütün camiada, futbol maçlarında boy gösteren bülent deriş hentbol şampiyonluğunun kahramanı olmuş, beşiktaş dilenci gibi ayak altına düşürülmüş, sonra susalım öyle mi? affetmeyiz, kalemimizi susturmayız! alayına gider... o alıştığınız basın değiliz biz! taraftarız biz. derdimiz beşiktaştır ey ahali. ancak, herkesten farklı olarak, sadece beşiktaş, her yönüyle beşiktaş!

Wilderness: Not düşelim tarihe...

gs maçının çıkışındaki vaziyeti ister istemez 100.yılldaki gs maçıyla karşılaştırmıştım. O günkü kadar değil diyordum. Ama denizli maçı sonrası semtin havası orada olmak 100.yıl bile halt etmiş yanında...

Sezon boyunca salon stad gözetmeden maçlara gidip bu son maça gidememek bazı şeylerin bitememiş olmasının yol açtığı en acı sonuçtu... tv den izlemeyi genelde telepatiyle destek olarak adlandırmaktan sebep değişik bir uğur denemeside eklenince birazda olaya nostalji katmış olup radyodan şampiyonluk maçı dinlemek değişik bir davranış biçimiydi. sonuçta bu sefer "o maç" sadece dinlendi. Skor 2-0 olunca "erkek semti"ne doğru hızlı bir yürüyüş vardı. Denizli gol atmış ama ben maç 2-0 bitti sandım hep hatta kimseye sorma gereği duymadğımdan gece eve dönünce farkına vardım.

Denizli:1 Şampiyon Beşiktaş:2

evet Şampiyon Beşiktaş 100.yıldan beridir beklenen an 19 sene sonra gelen çifte kupa... Maçı benim gibi izlemeyenlerde varmış maçın son 10-15 dksında ışıklarda semtte denk gelen Barikat kardeşliği herşeye değer. Olması gereken denir ya işte hiç bir şeyden kim nerde napıyordan habersiz bir yola çıkmışken o kalabalığın içinde karşımda Gökhan, Ali abi, Umut abi.. Akatlarda Seba'da bir olanlar yine buluşmuş oldu. Sevincin zırlamanın zıplamanın bir olduğu o anlar heralde... Şampiyonluğun geldiği anlar son düdüğün çaldığı anlar... hepsi buraya kadar....

**denizli maçının 90 dksının bitiş düdüğünden belli bir süre sonrası ve şampiyonluk kutlamaları zaten ortak noktalar... benden sonra yazacak olan teşkilat mensuplarına bırakıyorum.

Hentbolda Futbolda İki kupada da ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ!

asidiktesir anlatısıdır

bu semte gelmiş dediler, bir elinde zafer, bir elinde sevinç; inmiş dediler yükseklerden, konmuş dediler katımıza, bir tufan bir sarhoşluk midede değil kalplerde...
zafer sarhoşluğu...
şampiyonuz ulan!

cuma günü, ikindiyin, saat beşte, baş gardiyan dix başta, deliler girmiş kafama, ikindiyin saat beşte...
kalbimde bir çarpıntı, canımdan ederdi beni. saat 7 gibiydi, bir lokma yemek, saat 9 gibiydi bir yudum çay, gece yarısı yollar, 2siydi güzergahta ilerleyişin. molalar yemekler, şarkılar sözler tezahuratlar...
sabahınan, ilk güneş sidikliye vururken açılan uykular, yakılan sigaralar... sabahleyin saat 5te, baş gardiyan dix başta, geçmişiz şehirleri, sabahleyin saat beşte...
güneş doğar sabah olur ufuklarda, beşiktaşla başlanır dualara...
denizlide bir sevap sahibinin evinde 2 saat kadar uyku, stada gidiş...
kilit replikler aklımdaki:
biletleri katlayın ki kırmızı tribüne girebilelim.
zorluyacağız abi, bir şekilde gireceğiz!
bayana yol verin.
oğlum biz seni biletleri kontrol et diye koyduk oraya, çift turnike yaptırıyorsun, biletleri yırtmıyorsun... durdur orayı!
yırtılmamış bileti olan varsa gönderelim aşağıya.
aradan anahtarı gösterip geçtim...
tamam mı herkes? hepimiz içerde miyiz?

ikindiyin saat beşte, baş bayan bax başta, toplanmışız stadın civarına, göz koymuşuz denizlinin kapalısına, ikindiyin saat beşte...
istanbul gelir, sonra maç başlar...
hafızada silik resimler, silinmeyecek cinsten, hayal meyal...
kaçan goller, istanbulu, açık tribünü anlayabilme çabaları, izmir tayfasına sövmeler...
ilk gol gelir... herkes bir an durur sanki. kuşlar durur, hava akmaz, sular donar, saatler işlemez, gözler yumulur; sonra biri çıkar bağırır avaz avaz son canıyla: "goooool!"
birbirine girer insanlar. sarılmak değil, ciğerlerine çekesin gelir yanındaki adamları. alnından öpersin eşek sıpasını... ama ağzından tek kelime çıkamaz. dur dersin kendine. yanaklarına gelince gözyaşların, "sokarlar yahu, baksana herkes ağlıyor, koy gitsin" dersin... salya sümük, delikanlı gibi değil, insan gibi ağla!
bağır, çağır, şampiyonsun ulan! ağla ulan! mutluluktan ağla, gururundan ağla! şampiyonsun ulan!
sonra karşı kaleye ataklar. bir ara iş zıvanadan çıkar, kim ne yapıyor sahada belli değil. o an tezahuratı bırakırsın, dilin düğümlenmiş hani? o ara birisi bağırır: "toraman lan!" sonra yine durur zaman, süner, boyutlarda gezinirsin, bir an gelir içindeki tüm zehri boşaltıp bağırırsın gözyaşların eşliğinde: "şampiyon ulaaaan!"
"mustafa şampiyon muyuz lan?" bu sefer mahzun değil, muzip ama, hırçın ama... "şampiyonuz amına koyum şampiyonuz!"
başlar kutlamalar... bir saniye tezahuratı kessen veya bir an sahaya yüzünü dönsen gözlerin dolar, hele baktığın yerde toraman varsa ağlamaya başlarsın. tedirginlik kalmamıştır artık, galiba dersin, yüksek ihtimalle muhtemelen, şampiyonuz zannımca dersin. ama tam olarak işin bilincinde değilsindir. sene boyunca 50 defa gündoğdu yapmışsındır ama bu seferkinin tadı ayrıdır. sene boyunca çok ıslanmışsındır, çok üşümüşsündür ama bu seferkinin tadı başkadır...
şampiyon sahadadır, şampiyon tribündedir...
toparlanırsın, kutlamışsındır azıcık birazcık çok azıcık, geri yola düşersin. ne haldesin, sen nerdesin, geç bunları anam babam! bir yorgunluk çöker sana itin öldüğü yerdeki hava alanına varana kadar. kuleden iniş izni istersin, yönetimi taşıyan otobüsten maçın geniş özetini izleyerek havaalanına varırsın. takım otobüsü gelir ardından, futbolcular iner. denizliyi görünce bir gurur yaşarsın, ama yanından toraman geçerken elini uzatırsın, ağzından tek kelime çıkamazken gözlerin dolar o sırada sana bir bakıp gülümsemesi yok mudur...
şampiyonuz lan!
ayağını koyacak yerin olmadığı, kıyamadığından yanındakilere, kaburgaların ezilse de, kıçının tek lobu üzerinde gitsen de saatlerce... yollardasın, dönüyorsun, zaferlerle...
sabahleyin saat beşte, başgardiyan ömx yanda, dönüyoruz şampiyonluktan, sabahleyin saat beşte...
o girişin vardır hani barbarostan semte... sen şampiyonsun, sen oradaydın işte, ve sen döndün... e hani, nerde herkes? dur dersin, kahvaltımızı yapalım, bir çayımız, bir sigaramız, sonra başlarız dersin 40 gün 40 geceye...
gözlerin ağırlaşır, kıvrılır uyursun tatsız haberlere ve canını sıkan şeylere rağmen, öyle yorgunsun öyle uykusuz...
stada girersin, tıklım tıklım. o stadda bulununlar içinde orada olmayı hakeden ilk bin kişi içinde olmayı haketmene rağmen kendi tribününde pankartın yoktur sen yoksundur, en beteri, yan yana olmak için can hıraş çaba vereceğin adamlar yoktur. o karmaşa da herkes bir yerlere dağılmıştır.
akşamleyin saat beşte, baş gardiyan erx başta, toplanıldı yeni açığa, akşamleyin saat beşte...
muhabbetler, sarılmalar, anlamsız konuşmalar, meşaleler, oynamalar, zıplamalar... bir şey nasıl kutlanacaksa, herhangi birşey, on kat daha fazlasını yaparak kutlarsın. ama hala neyi kutladığını anlamazsın... bi an gelir, sete çıkarsın dizlerin titrerken yorgunluktan, sağ baştan gelen ateşi sol yanına aktarırsın, eline kıvılcımlar değer ve avazın çıktığı kadar bağırırsın: "şampiyon beşiktaş!"
sonra dizlerinin üzerine çöküp sağlamından bir yumruk atarsın: "mustafa, şampiyon muyuz lan?" gözleri ışıldayan bir serseri bağırır: "şampiyonuz amına koyayım şampiyonuz ulan!"
nevizadeye çıkarsın, 3 günün açlığını aç itler gibi mideni doldurarak giderirsin. şişelerin dibine vurup semtine inersin.
"ama nasıl içmişiz, nasıl sarhoşuz..."
birkaç anlamsız ve ayık olsak asla yapmayacağımız şeyden sonra uzanırsın dalgaların sesinin düştüğü bir yere, buluttaki gölgeleri seyrederken şamatanın belini kırarsın... üşürsün...
sabahleyin saat beşte, başgardiyan fux başta, çökmüşüz çay bahçesine, sabahleyin saat beşte...

günlerden bir gün, şampiyon olduktan sonraki 3. gün, sen bu satırları yazarken tam; yolu yolculuğu devam eden insanlar, son kadehine vuranlar, yeni uykusundan kalkanlar, yeni uyuyacak olanlar, sınavı olanlar, herkes, hepimiz... aklımızdan tek şey geçiyor sanırım:
"şampiyonuz ulan!"

umrumda mı cimbombom
umrumda mı kanarya
sensiz geçmez ki bu dünya
hayat biter ortam biter alem biter ama
bağımlıyız beşiktaşa

Ölümsüzleşen anlar

Hentbol Takımımızın şampiyonluk serisi ve galatasaray maçının fotoğrafları...

Kaydetmek için tıklayın

Kaydetmek  için tıklayın


Şampiyon muyuz lan?

gecesiydi, ertesi günkü oynanacak maçın stresinden karın ağrım baş ağrım. bir antienflamatuar bulamadım bir yatıştırıcı bulamadım kendime. artık gözlerim kanlanınca uyuyakalmışım.
öğlen saatleriydi, bir kabustan uyanışım.
hayırdır inşallah...
maça girmemişim güya. semte iniyorum, bir mekanda golleri görüyorum. galatasaray 3-1 kazanıyor. stada gidiyorum sonra, stadın dışında içeriyi görüyorum, emrah sette, usulca arkasına bakıyor. zeyneb abla ağlıyor. yanlarında antalya'da tıp fakültesinde okuyan ve galatasaraylı olduğunu bildiğim bir arkadaşım var, o da üzgün. dışarı çıkıyorlar, semte doğru yürüyoruz. o sırada uyanıyorum, daha doğrusu telefonum çalıyor.
giyinip evden çık, ağzına aldığın iki lokmayı çıkar. semte inerken simit al, onu da çıkar. yediğin içtiğin dışarı çıkıyor 5 dakikaya kalmadan. gözlerim ağrıyor, karnım kasılıyor...
hava sıcak, güneş yakıyor herkesi, ben üşüyorum ancak...
gidip, kastamonu tayfasıyla semtte yumurta yiyince, sanırım muhabbetleri gıdaları bünyemin kabul etmesine yardımcı oluyor, biraz kendime gelebiliyorum. çay ama kötü. çay içince yine kusacak gibi oluyorum. imdadıma elvan'ın aldığı kola yetişiyor. ayaküstü muhabbetler, nasıl sıkıcı geliyor. sıkılıyorum, bunalıyorum, üşüyorum...
stada yürüyoruz, stad önüne gelince içeri giresim gelmiyor. önderle dışarda kalıyorum. bilet işleri vs.. haydi diyip sağ ayağımızla giriyoruz içeri.
bu sefer de tribüne çıkasım yok. tuvalet önündeki koridorlarda insanlar amele oturuşundalar. muhabbetleri de kafa dağıtıcı olunca çöküyorum ben de...
haydi pankartı alalım, şunu şöyle yapalım bunu şuraya koyalım vesaire derken kendime meşgaleler buluyorum. tribüne çıktık, amenna da, bu sefer sahaya bakmaya cesaretim yok. erhan davula başlayınca, hafif sırtım dönük, maç da iki soluk sonrasına başlayıveriyor.
film kopmuş o arada, hafızam pek açık değil.


devre arası olanları falan çok net hatırlayamıyorum.
bir tek, ilk golden sonra muratın sarılışı ve gözlüğümün havaya uçtuğu var aklımda.
bir ara üşüyorum yeniden, montumu giyiyorum. sonra galatasaray gol atıyor, sonra bizim iki penaltı yeniyor. bakıyorum olacak gibi değil! montu çıkarıyorum ve gol atıyoruz...
o sırada murata sorduğum soru işte beynimde hala zonklayan:
şampiyon muyuz lan?
son dakikalar gergin, telaşlı, panik havası hakim. yine de bağırıyorum bir şekilde. maç bitince, elimde değil, dizlerimin bağı çözülüyor, oturuyorum olduğum yere. sol yanımı davul kapatsa da sağ yanım çok açık. ağlasam gören olabilir. başımı öne eğiyorum, ellerimin titrediğini farkediyorum. denizden mesaj geliyor o arada. koltukları sökecekmişiz, stadı yıkacaklarmış. benim ellerim hala titriyor. dokunsalar değil, dokunsam kendime, ağlayacak haldeyim. film tekrar bağlanıyor işte. ellerimin titremesi azalınca bir sigara yakıyorum. bir ara, sabah rüyamda ağlayan zeyneb ablanın sesini duyuyorum, "bu da duygusala bağlamış?" diye, öküz işte... burnumun direği sızlıyor, yine gözlerim ıslanıyor titrememden. bülent kafama vuruyor sonra. keşke dokunmasa da, beni usulca ağlarken bıraksa... cebimden selpak çıkartıyorum. burnumu, gözlerimi siliyorum. kalkıp muratın yanına gidiyorum. tek söz söyleyecek halde değilim. sarılıyor. o sırada "şampiyon muyuz lan?" diye sormayı çok istiyorum. ama ağzımı açsam ağlarım. gözlerim de ıslak. yerime geçince, pankartın üzerine bir sigara düştüğünü görüyorum. koşup ayağımı basıyorum. delinmemiş pankart ama kararmış biraz. kusura bakma felan diye zırvalıyor fail. birşeyler diyorum, kim tutuyor bilmiyorum, birileri tutuyor. ellerimin titremesini o gerizekalının üzerinde boşaltabilirim. toparlanıyoruz, çıkıyoruz, semte doğru yürüyoruz... sesim kısılmış, konuşsam da duyan olmuyor.
benim aklımda hala aynı soru, bağıra çağıra soruyorum:
şampiyon muyuz lan?
şampiyon muyuz murat!!!
duyan olmuyor...

ps: çakal beniiiii sansar beniiiii

pankart namus mudur

çok paramız yok, ama akıttığımız ter var bizim. ve bizce takımımızı desteklemek tribünde olmaktır, patlayan gırtlakla, astığımız pankartla.
inönüde oynanacak maçlardan önce, yolumuzu istikametimizi değiştirip, fırsatımız yoksa bir ahbabımızı bulup, zamanı denk getirip kendimizce, bazen havanın karanlığında stadda aldık soluğu. iplerle, kelepçelerle mıhladık pankartları, ve pankart asmayı düşündüğümüz yeri bizden önce biri düşündüyse başka yer aradık pankartımıza. ama bizim kadar pankart kovalayan çok sayıda kişi olmadığı için genellikle de gönlümüzden geçen yere pankartımızı asmak nasip oldu bize.
yıllardır derbi maçlarda isyan noktasına geliyoruz. birikiyor, birikiyor; saygımızdan, sevgimizden, aynı yola baş koyduğumuzdan, içimize atıp susuyoruz. tek birşeyi anlamak zor geliyor:
asılı pankartımızı söküp absürd yerlere ilginç şekillerde bağlayan insanların amaçları nelerdir? pankartlarımızı yerlere atıp, kendi pankartlarını asan insanların niyeti nedir? bilelim de ona göre hareket edelim?
merakımız bu sadece...
çok defa, victory pankartını, furkan abinin academy pankartını, son barikat pankartlarını, üzerimize vazife olmadığı halde, oradayız madem ve ipimiz artmış diye, saygımızdan ve sevgimizden sırf, çok kere düzelttik, gerdik, yeniden bağladık. bizim tribünümüzde olmayan kişilerin pankartlarını düzelttiğimiz de oldu maçlardan hemen önce. ama şu tarihe kadar kimsenin pankartının yerini değiştirmedik, kimsenin pankartını ters çevirmedik, kimsenin pankartını yerlerde süründürmedik, kimsenin pankartını indirmek veya örtmek gibi bir niyetimiz ve eylemimiz olmadı. pankart namustur diyip elimizden geldiğinden çok daha fazla saygı gösterdik.
fener derbisinden önce eski açıkta, bizim tribünümüzde, asılı pankartımızı kenara çekip yamuk bir şekilde asanlar oldu, birşey demedik. galatasaray maçında dün stada astığımız 3 pankartımızdan birini yerde, 2sini de astığımızdan farklı yerde ki üstelik birisini hangi akla hizmet ters asmışlar, bu halde ve bu rezillikte görünce sorma merakımız da gelişti:
soruyoruz:
amaç ne?
biz başka pankartlara saygı gösterirken; baskı değil branda değil, el emeği göz nuru pankartlarımıza olan kasıt ne?

sene başında, 6-7 saat uğraşılıp yapılan kepli kartal pankartımızı çalanlar, fener maçından önce pankartımızı astığımız yerden söküp yana kaydıranlar, gs maçında pankartımızı yerlere atanlar ve veya yerini değiştirip absürd bir şekilde bağlayanlar; abiler, kardeşler, amacınız ne, kasıtınız ne?
maksadımız kimseye sitem etmek hesap sormak değil, sadece oyunun kurallarını anlamaya çalışıyoruz. bizim oynadığımız oyunda pankart namustu, başkasının pankartına, pankart güzelleştirilmedikçe, dokunulmazdı. şimdi kural mı değiştiriyoruz? asılı pankartları mı sökeceğiz? aramızdaki saygıyı sevgiyi mi kaybedeceğiz?
bir sene boyunca aynı yere pankartımı asarken, sadece derbi maçlarda, pankartımın oradan sökülmesine dair sitemim var yalnız. bi zahmet kendi pankartınızı bir sene boyunca inönüde sergileyin, bi zahmet bizden önce stada girip pankartınızı asın. o zaman göreceksiniz pankartınıza nasıl saygılı davrandığımızı. ipiniz yetmezse şayet, sizin pankartınızı sizden sağlam bağladığımızı.
bu tribünlerin temiz yüzlü, temiz niyetli, çalışkan gençleri olmaya çalışırken, bazı şeyler bizi üzüyor. pankartımıza, namusumuza, lütfen el uzatılmasın...
çok paramız yok, ama akıttığımız ter var bizim, damarlarımızda deli kan var bizim... lütfen ayırdığımız zamana, denkleştirdiğimiz üç kuruşla yaptığımız pankartlarımıza, verdiğimiz emeklere biraz saygı gösterin. sizin pankartlarınıza gösterdiğimiz saygının azıcığını gösterseniz yeter zaten...

pankart namussa, namuslu davranın lütfen...